Beraat Eden Sanığa AİHM'den İhlal Kararı: Gerekçesiz Mahkûmiyet Sekiz Yıllık Hapsi Meşrulaştıramaz
- Av. Şefik Karakış
- 27 Haz
- 3 dakikada okunur

AİHM'de Hak Arıyorsanız Bilin: İç Hukuk Yollarının Tükenmesi Her Zaman Göründüğü Kadar Basit Değil
Kerimoğlu - Türkiye Davası (Başvuru No. 58829/10) | AİHM İkinci Bölüm, 6 Aralık 2022
DAVANIN ÖZETİ
Başvurucu Alican Kerimoğlu, Sakarya'da gerçekleşen bir silahlı saldırıyla ilgili olarak 2007 yılında tutuklanmış ve 2008 yılında Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kasten adam öldürmeye teşebbüs suçunun işlenmesini azmettirmekten 18 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Mahkûmiyet kararı 2010 yılında Yargıtay tarafından onaylanarak kesinleşmiş; başvurucu bu tarihten itibaren cezasını çekmeye başlamıştır.
Dava, arazi satışlarına ilişkin bir ticari uyuşmazlıktan kaynaklanmaktadır. Başvurucunun bu uyuşmazlık nedeniyle hedef alınan kişiyi öldürmesi için bir başkasını azmettirdiği iddia edilmiş; ancak bu iddia mahkûmiyet kararında hukuki ve olgusal açıdan hiçbir zaman yeterince gerekçelendirilmemiştir.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün uzun ve çetrefilli bir süreç sonunda CMK'nın 308. maddesi kapsamında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı aracılığıyla yaptığı itiraz üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 15 Kasım 2016 tarihinde mahkûmiyet kararını bozmuş ve başvurucunun derhal tahliyesine hükmetmiştir. Yeniden açılan yargılama sonucunda başvurucu, 29 Eylül 2017 tarihinde beraat etmiştir. Ne var ki bu tarihe gelindiğinde başvurucu, yaklaşık sekiz yıl yedi ay cezaevinde kalmış bulunmaktaydı.
Başvurucu, AİHM'e başvurusunu 2010 yılında yapmış ve davayı Av. Şefik Karakış aracılığıyla takip etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
1. CMK 141. Maddesi Bakımından İç Hukuk Yolunun Tükenmemiş Olması İtirazı ve AİHM'in Bu İtiraza Yaklaşımı
Hükümet, başvurucunun CMK'nın 141. ve devamındaki maddeler ile 323/3. maddesi kapsamında tazminat davası açmadığını öne sürerek iç hukuk yollarının tüketilmediğini ve başvurucunun mağdur sıfatını yitirdiğini savunmuştur.
Av. Şefik Karakış ise bu savunmayı yerinde bulmamış; söz konusu tazminat yolunun yalnızca "yargılamanın yenilenmesi" usulüne özgü olduğunu, oysa başvurucunun beraatinin CMK'nın 308. maddesi kapsamındaki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı aracılığıyla gerçekleştiğini kararlılıkla savunmuştur. CMK 323/3. maddesinin lafzı yargılamanın yenilenmesi sonucunda verilen beraat kararlarını kapsamakta olup CMK 308. maddesi uyarınca yapılan itiraz sonucunda gerçekleşen beraat hallerini kapsamamaktadır. CMK 141. maddesinin başlığının dahi ("Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat") bu durumu destekler nitelikte olduğu vurgulanmıştır.
AİHM bu savunmayı haklı bulmuş ve Hükümet'in itirazını reddetmiştir. Mahkeme, CMK'nın "Olağanüstü Kanun Yolları" başlıklı bölümünün üç ayrı mekanizmayı düzenlediğini ve her birinin farklı usul kurallarına tabi olduğunu vurgulamıştır. Başvurucunun beraatine yol açan CMK 308. maddesi kapsamındaki Başsavcı itirazı ile CMK 323/3. maddesinde öngörülen tazminat yolu birbirinden bağımsız hukuki mekanizmalardır; ikincisi yalnızca yargılamanın yenilenmesi sonucunda elde edilen beraat kararlarını kapsamaktadır. Hükümet'in atıfta bulunduğu Yargıtay 12. Ceza Dairesi kararları da bu boşluğu doldurmaya yetmemiş; zira söz konusu emsal kararlar başvurucununkiyle aynı hukuki durumu kapsamamaktaydı.
Sonuç olarak AİHM, CMK 141. maddesi kapsamındaki tazminat yolunun başvurucunun bulunduğu hukuki durumda erişilebilir ve etkili bir iç hukuk yolu oluşturmadığına karar vermiştir. Hükümet'in iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazı reddedilmiş; başvurucunun AİHM önündeki mağdur sıfatı korunmuştur.
2. Adil Yargılanma Hakkının İhlali (AİHS Madde 6/1)
Mahkeme, ihlal gerekçesini mahkûmiyet kararının gerekçesizliği üzerine inşa etmiştir. Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Aralık 2008 tarihli mahkûmiyet kararında başvurucunun hedef alınan kişiyi öldürmesi için H.B.'yi ne şekilde azmettirdiğine dair kritik meseleyi hukuki ve olgusal açıdan hiçbir dayanak ya da ayrıntı sunmaksızın karara bağlamıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da bu eksikliği açıkça tespit etmiştir.
AİHM'e göre mahkemelerin gerekçeli karar verme yükümlülüğü, adil yargılanma hakkının özünde yer almaktadır. Yargılamanın sonucunu belirleyen ve sanık aleyhine olan tespitler özellikle gerekçelendirilmek zorundadır. Bu eksiklik aynı zamanda masumiyet karinesi ile şüpheden sanığın yararlanması (in dubio pro reo) ilkesiyle de bağdaşmamaktadır. AİHM, söz konusu gerekçesizliğin başlı başına AİHS'in 6/1. maddesi kapsamında bir ihlal oluşturduğuna oybirliğiyle karar vermiştir.
3. Bu Kararın İçtihat Değeri
Bu karar, birkaç açıdan özel bir içtihat niteliği taşımaktadır.
Her şeyden önce başvurucu beraatle sonuçlanan bir yargılama geçirmiş olmasına karşın AİHM ihlal kararı vermiştir. AİHM'in yerleşik içtihadına göre kural olarak beraatle sonuçlanan davalarda mağdur sıfatı sona ermekte ve adil yargılanma hakkı kapsamında inceleme yapılamamaktadır. Oysa bu davada başvurucu, olağanüstü bir kanun yolu sonucunda beraat etmeden önce sekiz yılı aşkın süre cezaevinde kalmıştır. AİHM, soyut beraat kararının bu fiili özgürlük yoksunluğunu telafi edemeyeceğini ve iç hukukta yeterli bir tazminat mekanizması bulunmadığını tespit etmiştir. Bu saptama, Sözleşme'nin 34. maddesi kapsamındaki mağdur statüsü ile 37/1-b maddesi kapsamındaki "çözüme kavuşturulmuş mesele" değerlendirmesini doğrudan etkilemiştir.
İkinci olarak AİHM, gerekçesizliğin yalnızca bir usul sorunu olmadığını ortaya koymuştur. Mahkeme, yetersiz gerekçenin fiilen yetersiz delile dayalı bir mahkûmiyetle iç içe geçtiğini ve bu durumun sekiz yılı aşkın özgürlük yoksunluğuna zemin hazırladığını vurgulamıştır.
Üçüncü olarak Mahkeme, iç hukuk mekanizmalarının yeterliliğini titizlikle denetlemiş; Hükümet'in öne sürdüğü tazminat yolunun mevcut somut koşullara uygulanamayacağını saptamıştır.
TAZMİNAT VE YARGILAMA GİDERLERİ
AİHM, maddi tazminat, manevi tazminat ve yargılama giderleri olmak üzere toplam 51.755 Avro ödenmesine hükmetmiştir.
SONUÇ
Kerimoğlu - Türkiye kararı, AİHM içtihadında ender rastlanan bir yapıya sahiptir: başvurucunun beraatine rağmen ihlal tespiti yapılmış ve Türkiye tazminata mahkûm edilmiştir. Bu karar, gerekçesiz mahkûmiyet kararlarının yıllarca süren hapis cezasına zemin hazırladığı durumlarda beraat kararının tek başına yeterli giderim sağlamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Aynı zamanda CMK 308. maddesi kapsamında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı sonucunda gerçekleşen beraat kararları bakımından CMK 141. maddesi yolunun etkin bir iç hukuk yolu olmadığını teyit eden önemli bir referans karar niteliği taşımaktadır.


Yorumlar