Anayasa Mahkemesinin UYAP kararları mahkemeye erişim hakkı ihlalidir
- Av. Şefik Karakış
- 11 Mar 2022
- 17 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 8 Ara 2022

Anayasa Mahkemesinin, Yargıtay Kararlarının UYAP’tan görüldüğü (öğrenildiği) gerekçesiyle bireysel başvuruları süreden reddetmesi içtihadına AİHM kararları ve uygulama bağlamında eleştirel bir yaklaşım[1]
1. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru süresi ile ilgili Mahkeme uygulaması ve genel görünüm
Bilindiği gibi Anayasa Mahkemesi 30 günlük bireysel başvuru süresinin hesaplanmasında halihazırda “öğrenme” kriterini uygulamaktadır. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un (“Kanun”) “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47/5 maddesine göre:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”
Aynı hüküm Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 64/1. maddesinde de tekrarlanmaktadır. Anayasa Mahkemesi bu iki düzenlemede öngörülen 30 günlük başvuru süresinin somut olayların özelliklerine göre hangi tarihten itibaren hesaplanması gerektiği hakkında bazı kararlar vermiştir. Bunlardan en önemlilerinden birisi A.C. ve diğerleri kararıdır (Başvuru Numarası: 2013/1827). Bu kararda Anayasa Mahkemesi “öğrenme” kavramı ile ilgili şu tespitleri yapmıştır:
“Bireysel başvuruların, (…) başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Anılan düzenlemelerde, başvuru yolu öngörülen durumlarda bireysel başvuru süresinin başlangıcına ilişkin olarak "başvuru yollarının tüketildiği" tarihten söz edilmekte ise de haberdar olunmayan bir hususta başvuru yapılamayacağı dikkate alınarak bu ibarenin "nihai kararın gerekçesinin öğrenildiği" tarih olarak anlaşılması gerekir. Bu öğrenme somut olayın özelliklerine göre farklı şekillerde gerçekleşebilir.”
Anayasa Mahkemesi, A.C. kararında bahsettiği “öğrenme” kavramı ile ilgili daha sonra verdiği ve bu yazının da konusunu oluşturan Hüseyin AŞKAN kararında[2] (Başvuru Numarası: 2017/15649) ise şu ifadelere yer vermiştir:
“Bireysel başvuru süresinin işlemeye başlaması yönünden nihai kararın gerekçesinin tebliği, öğrenme şekillerinden biridir (…) Ancak öğrenme, gerekçeli kararın tebliği ile sınırlı olarak gerçekleşmez; başka şekillerde de öğrenme söz konusu olabilir.” (Hüseyin AŞKAN kararı, § 23).
Anayasa Mahkemesi aynı kararda devamla incelediği başvurudaki “öğrenme” olarak kabul ettiği UYAP erişiminden bahsetmekte ve şu ifadelere yer vermektedir:
“Anayasa Mahkemesi, gerekçeli nihai karar[ın] ilk derece mahkemesine ulaştığından başvurucunun haberdar olduğu ve bu durumda Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) Avukat Bilgi Sistemi'ni kullandığı görülen başvurucu vekilinin nihai karar sonucunu ve gerekçesini kesin olarak öğrenme olanağına sahip bulunduğu konusunda şüphe[si] olmadığını ifade etmiştir” (Hüseyin AŞKAN kararı, § 25, son).
Anayasa Mahkemesi Hüseyin AŞKAN kararında başvurucu vekilinin UYAP’a erişimi konusunda bir değerlendirme yapmış ve şu sonuca varmıştır:
“Yargılama sürecinde nihai karar olan Yargıtay ilamına ilişkin olarak UYAP evrak işlem kütüğü üzerinde yapılan incelemede de ilgili kararın başvurucu avukatı Derman Besi tarafından 21/12/2016 günü saat 13.09.16’da açılarak okunduğu tespit edilmiş ve buna ilişkin olarak ekran çıktısı alınıp dosya arasına konulmuştur. Dolayısıyla bu işlemi yapan ilgililerden işlem sırasında nihai kararın sonucunu öğrenmeleri beklenir. Böyle bir durumda işlem yapılırken nihai kararın sonucunun öğrenildiği kabul edileceğinden bireysel başvuru süresinin bu tarihten itibaren başlatılması gerekir.”
Anayasa Mahkemesi bu karardan sonra ve belki de son zamanlarda olağanüstü artan ağır iş yükünün de getirdiği birtakım zorunlulukları ve çözüm arayışlarını da dikkate alarak, başvurularda avukatların (ve başvurucuların) UYAP’a erişimlerini incelemekte[3] ve nihai karara erişimin başvuru tarihine göre 30 günden daha fazla olduğu başvuruları süre şartına uyulmadığı gerekçesiyle reddetmektedir. Anayasa Mahkemesi bu kararı otomatik olarak vermekte, UYAP evrak işlem kütüğündeki bilgileri ilgililerine tebliğ ederek savunma istememekte ve başvuru ile ilgili başka sorunlar olup olmadığına da (örneğin devam edegelen ihlal gibi) kimi zaman bakmamaktadır.
Anayasa Mahkemesinin Hüseyin AŞKAN kararı ile uygulamaya koyduğu bu sistem kanımca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”) içtihatları karşısında sorunlu bir uygulamadır ve adil yargılanma hakkının bir unsuru olan mahkemeye erişim hakkını ihlal etmektedir.
2. UYAP evrak işlem kütüğüne erişim hakkında AİHM tarafından verilmiş bir karar var mıdır?
Anayasa Mahkemesinin uygulamasının nasıl bir hak ihlaline yol açtığını incelemeden önce mahkemeye erişim hakkı konusundaki genel kuralları incelemekte fayda vardır. Ancak bundan da önce AİHM’in Anayasa Mahkemesinin UYAP erişimi sebebiyle başvuruları süreden reddetmesi konusunda bir karar verip vermediğini de incelemek gerekir.
Hemen belirtilmelidir ki, maalesef, AİHM bu konuda yapılmış bazı başvuruları tek yargıç kararı[4] ile reddetmektedir. AİHM’in tek yargıç kararları Anayasa Mahkemesinin Hüseyin AŞKAN kararından sonra verdiği kısa kararlara benzemektedir ve gerekçe içermemektedir. Ancak bu kararlarda gerekçe yerine geçmesi amacıyla konulan içtihat atıflarına bakıldığında, atıf yapılan Büyük Daire kararlarının (ilgili paragraflarının) mahkemeye erişim hakkı ve “iç hukuk yollarının usulüne uygun olarak tüketilmediği” bağlantılı kararlar olduğu anlaşılmaktadır. Kanımızca, Anayasa Mahkemesi kararları gibi, AİHM’in UYAP hakkında verdiği bu kararları da aşağıda açıklanacak gerekçelerle mahkemeye erişim hakkını ihlal etmektedir.
Yukarıda anılan tek yargıç kararlarının dışında AİHM’in Anayasa Mahkemesinin Hüseyin AŞKAN kararına konu UYAP evrak işlem kütüğüne erişim ve bu erişimden kaynaklanan nihai kararı öğrenme sebebiyle süre aşımı hakkında verilmiş gerekçeli bir başka kararı (bilindiği kadarıyla) bulunmamaktadır. Bununla birlikte, UYAP sistemini incelediği ve UYAP-tebligat bağlantısını incelediği kararlar bulunmaktadır.
Bu bağlamda AİHM, Alada/Türkiye kararında[5] ulusal yargı makamları tarafından verilen nihai kararın UYAP’a yüklenip yüklenmemesi ile ilgili bir konuyu incelemiş ve konusu ceza yargılaması olan başvuruyu (o tarihte geçerli olan başvuru süresi) 6 aylık sürede yapılmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Bu karar ve bu karara UYAP’ın işleyişi konusunda atıf yapan birkaç başka karar dışında Anayasa Mahkemesinin başvuruları süreden reddetmesi konusunda AİHM tarafından verilmiş (aşağıda incelenecek Üçdağ kararı dışında) başka bir gerekçeli karar bulunmamaktadır. Aynı şekilde böyle bir iddia ile yapılan bir başvurunun savunma alınmak üzere Hükümete tebliğ edildiği bir bildirime de AİHM kararlar veri tabanı HUDOC’ta rastlanmamaktadır.
3. AİHM’in mahkemeye erişim hakkı bağlamında verdiği kararlar ile oluşan içtihatları ve uygulaması
Bu önbilgiden sonra, AİHM’in mahkemeye erişim hakkı bağlamında verdiği kararlar ile ortaya çıkan içtihatlarına kısaca değinmek gerekir.[6] AİHM kararlarına göre mahkemeye erişim hakkının “hukukun üstünlüğü” ve “keyfiliğin önlenmesi” ile doğrudan ilgisi vardır ve bu hak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (“AİHS”) 6. maddesinde mündemiç bir haktır. Ancak bu hak mutlak bir hak olmayıp, duruma ve somut olayın özelliklerine göre bazı sınırlamalara tabi olabilir. Her halükârda bu sınırlamalar hakkın özüne dokunmamalı ve hakkı tamamen ortadan kaldırmamalıdır.
Mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamaların başında elbette başvuru süreleri, zamanaşımı süreleri veya hak düşürücü süreler gelmektedir. Anayasa Mahkemesi ve (artık 4 ay olarak uygulanan) AİHM başvuruları için öngörülen sürelere ilişkin kurallar böylesi bir sınırlamanın sonucunda konulan kurallardır. Yargılama harçları, kesinlik sınırları vb. gibi başka uygulamaların da mahkemeye erişim hakkı bakımından bir sınırlama olduğunu belirtmek gerekir.
Yine AİHM içtihatlarına göre mahkemeye erişim hakkına getirilen bu sınırlamaların yasal temeli olmalı, her zaman meşru bir amaca yönelik olmalı ve mahkemeye erişim hakkının sınırlanması ile bu sınırlama sonucunda ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir ölçülülük/orantı olması gerekmektedir. Mahkemeye erişim hakkı sadece kanun metninde veya teoride kalmamalı, aynı zamanda somut ve etkin olarak da uygulanmalıdır.
AİHM içtihatlarına göre, bir başvurucu haklarına müdahale sonucu doğuran bir işlemi dava konusu etmek bakımından açık, öngörülebilir ve etkin imkanlara sahip olmalıdır.
AİHM, başvuru veya dava süreleri ile ilgili düzenlemelerin hukuk güvenliğinin sağlanması ve adalet sisteminin en iyi şekilde yönetilmesi için gerekli düzenlemeler olduğunu belirtmektedir. Bu düzenlemelerin veya uygulamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediği her davanın kendine has koşullarında incelenmelidir. Bununla birlikte, bu kuralları, özellikle usul kurallarını uygulayan mahkemeler, kuralların uygulamasında “aşırı şekilcilikten” ve “aşırı gevşeklikten” kaçınmalı ve uygulamanın hakkı ortadan kaldırmamasına dikkat etmeli ve özen göstermelidirler.
Dolayısıyla, eğer mahkemeye erişim hakkı ile ilgili uygulama “hakkın özüne” dokunuyor ve onu ortadan kaldırıyorsa, artık hukuk güvenliğinin sağlanması ve adalet sisteminin en iyi şekilde yönetilmesi ilkelerinden bahsetmek mümkün değildir.
Bu bağlamda, özellikle işbu yazının konusunu oluşturan Anayasa Mahkemesi bireysel başvurularında olduğu gibi, bir nihai karardan sonra yapılacak başvuruda ilgililerin kendi hak ve yükümlülüklerini etkileyecek bu kararları etkin ve fiili olarak “öğrenmiş” olmaları gerekmektedir (bk. aşağıda AİHM Üçdağ kararı ile ilgili değerlendirmeler). Böyle bir öğrenmenin ve kararın ilgililere tebliği veya ulaştırılması gerekliliğinin temelinde, nihai yargı kararlarından sonra yapılacak başvurularda ilgili mahkemelerin süreleri olağanüstü kısaltmalarının engellenmesi yatmaktadır. Öyle ki, AİHM, böylesi bir uygulamanın başvuru yapılma imkanının ilgilinin elinden tamamen alınması anlamına geleceğini belirtmektedir. AİHM bu bağlamda, yargı kararlarının tebliği ile ilgili uygulamanın, mahkemeye erişim hakkı bağlamındaki başvuru hakkının kullanılması bakımından hayati önemi haiz olduğunu ifade etmektedir.
AİHM içtihatlarına göre, özellikle tebligat sistemi yeknesaklık kazanmış uygulamalara konu olmalıdır. AİHM, Rusya aleyhine yapılan bir başvuruda,[7] bir aylık başvuru süresinin ulusal makamların mahkemeye erişim hakkına aykırı uygulamaları sebebiyle fiilen kısaldığına ve bu durumun bir hak ihlali oluşturduğuna karar vermiştir.
AİHM’e göre, başvuru hakkını kullanabilmek için ilgilisinin kararın içeriğini etkin bir şekilde öğrenmiş olması gerekmektedir. Yine AİHM’e göre, ilgilisinin kontrolü dışında olan gelişmeler, kararın öğrenilmesi bakımından mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak şekilde kullanılamaz (bk. aşağıda Üçdağ kararı).
Bu başlık altında son olarak, özellikle usul kurallarının mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak şekilde “aşırı şekilci” bir yoruma tabi tutulmaması gerektiği yönündeki AİHM kararlarını hatırlatmak gerekir. Bu yönde ve bu konu ile ilgili verilmiş yakın tarihli Üçdağ kararına aşağıda değinilecektir. Esasen usul kurallarının uygulanması bağlamında verilen kararların oluşturduğu AİHM içtihatlarında “aşırı şekilcilik” kriteri çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu kavramı incelemek isteyenler AİHM tarafından yayınlanan içtihat raporlarına ve diğer kaynaklara bakabilirler. Aynı uygulama Anayasa Mahkemesi için de geçerlidir. İlgililer Anayasa Mahkemesi kararlarına da bakabilirler.
4. Mahkemeye erişim hakkı bağlamındaki Anayasa Mahkemesi uygulaması
Yazının konusu Anayasa Mahkemesi uygulamasını yukarıda ana hatlarıyla ifade etmeye çalıştığım AİHM içtihatları bağlamında değerlendirecek olursak şunları söylemek mümkündür.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, hukuk davalarında yargı kararlarının tebliğ edilmesi gerekliliği yasal bir zorunluluktur.[8] [9] Günümüz uygulamasında artık bu kararlar ilgililerine, özellikle de avukatlara (genellikle) elektronik yolla tebliğ edilmektedir. Bu konuda elektronik tebliğ ile ilgili düzenlemelerde açık hüküm bulunmaktadır ve olağan yargı yerlerinde 5 günlük süre kuralı işlemektedir. Yargıtay güncel uygulaması da bu şekildedir.
Nitekim, 6 Aralık 2018 tarihli ve 30617 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan Elektronik Tebligat Yönetmeliğinin ("ETY") 9/6 maddesine göre:
"Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır."
Elektronik tebligatın ulaşımına dair delil oluşturulmakta ve ilgili kuruma gönderilmektedir (ETY, m. 12).
Yukarıda yer verilen Hüseyin AŞKAN kararı ve benzer yönde verilen diğer kararlara bakıldığında, Anayasa Mahkemesinin olağan mahkemeler tarafından uygulanan tebligat hükümlerini uygulamadığı ve “öğrenmeyi” esas aldığı görülmektedir. Kanımızca aşağıda sıralanacak gerekçelerle Anayasa Mahkemesinin yerel mahkeme kararının (Yargıtay) UYAP’tan öğrenildiği uygulaması yukarıda yer verilen AİHM uygulaması ve içtihatları ile uyumlu değildir ve diğer hak ihlalleri yanında mahkemeye erişim hakkını da ihlal etmektedir.
Anayasa Mahkemesi Hüseyin AŞKAN kararında şunları ifade etmektedir:
“Yargıtay ilamına ilişkin olarak UYAP evrak işlem kütüğü üzerinde yapılan incelemede de ilgili kararın başvurucu avukatı Derman Besi tarafından 21/12/2016 günü saat 13.09.16’da açılarak okunduğu tespit edilmiş ve buna ilişkin olarak ekran çıktısı alınıp dosya arasına konulmuştur.”
Bu tespitten yola çıkılarak öncelikle sorulması gereken soru şudur: Anayasa Mahkemesi’nin UYAP evrak işlem kütüğüne erişimi ile ilgili yasal temel var mıdır? Bu soruya ilerleyen bölümlerde cevap verilmeye çalışılacaktır.
Peki, belki de birçoğumuzun Anayasa Mahkemesi kararı ile (eski tabirle) muttali olduğu bu “UYAP evrak işlem kütüğü” nasıl bir şeydir ve gerçekten ilgilisinin o kararı açıp okuduğunun ve Anayasa Mahkemesinin anladığı anlamda içeriğini “öğrendiğinin” bir delili midir? UYAP işlem kütüğü verileri bu konuda aksi ispat edilemez bir karine midir? Bir karine ise nasıl bir karinedir? UYAP’tan erişim içtihadı (!), hakkında Anayasa Mahkemesi başvurusu yapılan bütün Yargıtay kararları bakımından istisnasız ve otomatik olarak uygulanmalı mıdır? Mahkemeye erişim hakkını ihlal eden bu uygulamada gerçekten 6216 sayılı Kanun ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü uygulanabilir mi? UYAP evrak işlem kütüğüne Anayasa Mahkemesi’nin erişiminin olması ve fakat hakları bu işlem kütüğü sebebiyle etkilenen (ihlal edilen) avukatların (ve vatandaşların) erişiminin olmaması bir sorun teşkil eder mi? Örneğin bu bir silahların eşitliği ilkesi sorunu mudur?
UYAP evrak işlem kütüğü UYAP sistemine kimlerin hangi tarih ve saatte (saniyesi dahil) girdiği ve ne gibi işlemler yaptığını detay olmaksızın gösteren bir veri silsilesidir. Bir başka ifadeyle, söz konusu veri silsilesinin amacı sadece “veri” toplamaktır. Halen AİHM’de incelenme aşamasında olan bazı dosyalarda yaptığımız incelemelerde UYAP evrak işlem kütüğünde şu verilerin olduğunu tespit edilmiştir (farklı veriler yanında): “Doküman Okuma”; “Doküman Yazdırma”; “Doküman İmzalama”; “Doküman Düzenleme” vb. Bu verilerin karşısında aynen Anayasa Mahkemesi’nin Hüseyin AŞKAN kararında da bahsettiği gibi, ilgili işlemin hangi tarih ve saatte yapıldığına dair bir açıklama yer almaktadır. UYAP evrak işlem kütüğündeki bu verilerin karşısında da kimlerin bu işlemleri gerçekleştirdikleri yer almaktadır. Görüldüğü gibi, ortada sadece bir “veri” toplama durumu vardır.
UYAP ulusal yargı ağı sistemi olduğundan, bu kütükte yerel mahkemelerdeki hâkimlerin, kalem memurlarının, yüksek mahkeme üye ve hâkimlerinin ve ilgili bütün işlem yapan kişilerin “verileri” de yer almaktadır. Ancak bütün bu ilgililerin ve tarafların yaptıkları işlemler yukarıda belirttiğim “Doküman Okuma” vb. gibi ibarelerle yer almaktadır. Bu ibare esasen bir yazılım ve kodlama ile o alana girmektedir ve içerik ile ilgili tam bir açıklama anlamına gelmemektedir.
Peki, yerine göre tek sayfa olan, yerine göre sayfalar tutan bir yerel mahkeme kararı veya sayfalar tutan bir Yargıtay kararı ne kadar sürede okunabilir, düzenlenebilir veya elektronik imza ile imzalanabilir?
Bu konu ile ilgili UYAP evrak işlem kütüğüne bakıldığında şu ilginç “verilerle” karşılaşılmaktadır: Örneğin, halen AİHM önünde incelenme sürecinde olan bir dosyada/başvuruda Yargıtay kararı bir sayfa uzunluğundadır ve uygulamada bilinen kısa onama kararı niteliğindedir. Bu karar ile ilgili Yargıtay aşamasında Yargıtay üyeleri çeşitli işlemler yapmışlardır. Örneğin bir üye 35. saniye ile 38. saniyeler arasında (iyimser davranarak bu iki veri arasındaki zaman farkını 4 (dört) saniye olarak alıyoruz) toplam 6 işlem gerçekleştirmiştir. Bu işlemler sırasıyla şunlardır (UYAP evrak işleme kütüğünde yer aldığı şekliyle):
Doküman Okuma (35. saniye);
Doküman İmzalama (36. saniye);
Doküman Okuma (37. saniye);
Doküman İmzalama (37. saniye);
Doküman Okuma (38. saniye) ve
Doküman Düzenleme (yine 38. saniye).
Aynı veriler diğer bütün Yargıtay üyeleri için geçerlidir. Hatta o kadar ki, bir üye bu 6 işlemi sadece ve sadece 2 saniye (iyimser veri: 28. ve 29. saniyeler) içinde gerçekleştirmiştir.
UYAP evrak işlem kütüğüne göre ilgili Anayasa Mahkemesi başvurusundan 31 gün önce UYAP’a dosyada vekil olan avukat (aslında büro çalışanı) tarafından erişilmiş ve kütüğe göre “veri” “Doküman Okuma” olarak yazılmıştır.
Yine aynı kütüğe göre Anayasa Mahkemesi Raportör hâkimi de Yargıtay kararına belli bir tarihte sadece bir defa erişmiş ve o “veri” da “Doküman Okuma” olarak işlem kütüğünde yer almıştır.
Şimdi soru şudur: UYAP evrak işlem kütüğünde yer alan bu “veriler”, yukarıda yer verilen AİHM içtihatlarına da uygun olarak, asla aksi ispat edilemeyecek şekilde o yargı kararının gerekçesinin AİHM içtihatlarında yer verildiği şekliyle “fiili ve somut olarak” “öğrenildiği”anlamına gelmekte midir? Bu uygulamanın yine yukarıda yer verilen iç hukuk mevzuatının ayrılmaz bir parçası olan ve olağan mahkemelerin uymakla yükümlü olduğu Elektronik Tebligat Yönetmeliğinin karşısındaki durumu nedir? UYAP evrak işlem kütüğünde “Doküman Okuma” olarak yer verilen kaydın sayfalar uzunluğundaki Yargıtay (veya başka mahkeme) kararları karşısında geçerliliği nedir? Yine bu kütüğe göre, görevi sadece (UYAP’tan) kararın “öğrenildiği” tarihi belirlemek olan Anayasa Mahkemesi Raportörünün kararı gerçekten okuduğu söylenebilir mi? Başvurunun esasına dair bir değerlendirme yapılmayacaksa (ki bu raportör UYAP evrak işlem kaydına göre Filtraj Raportörüdür) Yargıtay kararı neden okunmuştur?
Bir başka soru da avukatın ve başvurucunun erişimi olmayan bir sisteme Anayasa Mahkemesi’nin erişimi olmasının ve başvurucu veya avukatının erişiminin olmamasının ve bu erişim ile ilgili başvurucu veya avukat(ın)a hiçbir savunma hakkı tanınmamasının silahların eşitliği ilkesini ihlal edip etmediğidir. Kaldı ki, şu tespiti yapmak çok aşırı bir yorum olmasa gerekir: UYAP evrak işlem kütüğündeki verilere verilere ulaşılması bakımından Anayasa Mahkemesine verilmiş açık bir “yasal” yetki bulunmamaktadır. Bu kayıtlar avukatın mesleki hayatı ve başvurucunun özel hayatı bağlamında özel veriler olabilirler ve erişimi bakımından yasal sorun da oluşabilir.
Yukarıda yer verilen AİHM içtihatlarını somut olaya yine AİHM’in bu tür davalarda uyguladığı aşamalı test sistemi ile uygularsak, öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin bu uygulamasının ilgililerin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale olduğu tartışmasızdır (1. test: Hakka müdahale ver mıdır?). Zira bu uygulama ile Anayasa Mahkemesi ilgililerin medeni hak ve yükümlülükleri bağlamında bir çekişmeyi incelemekten imtina etmektedir. Böylece ilgililer kamu gücü tarafından mağdur edilmeleri sonucunu doğuran bir işleme dair yargıya erişememekte ve haklarının ihlal edildiğini tespit ettirememektedirler.
Yine yukarıda yer verilen AİHM içtihatlarına göre Anayasa Mahkemesi’nin bu uygulamasının öncelikle yasal temeli olmalıdır (2. test: Müdahalenin yasal temeli var mıdır?). Bu uygulamanın yasal temeli olmadığı kanaatindeyiz. Zira uygulamanın yasal temeli ve hiçbir öngörülebilirliği yoktur. Otomatik uygulanması ise öngörülemezliği katlamaktadır.
Türkiye iç hukuk uygulaması bakımından, hukuk davalarında yerel mahkeme kararlarının tebliğ edilmesi gerektiği, son zamanlarda bu tebligatın da ETY’ne göre yapıldığı ve Anayasa Mahkemesi hariç bütün olağan mahkemelerin bu Yönetmelikte yer alan sürelere uyduğu bir gerçektir (istisnalar elbette vardır).
AİHM içtihatlarına göre yasal temel bir hakkın ihlali bağlamında olmazsa olmaz koşuldur. Anayasa Mahkemesinin UYAP evrak işlem kütüğüne erişmesi ile ilgili uygulamada ne Kanun’da ve ne de Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünde somut bir düzenleme bulunmamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de Hüseyin AŞKAN kararında ve daha önce (ve sonra) verdiği diğer kararlarda bu yönde bir tespit yapmamıştır.
Somut olayda yasal temelin 6216 sayılı Kanun ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü olduğu iddia edilebilir. Ancak olağan mahkemelerin uygulaması ve uyulması gerekli mevzuat dikkate alındığında ve özellikle Anayasa Mahkemesinin yazının konusu olan uygulamasının aşağıda açıklanacak gerekçelerle mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği de değerlendirildiğinde, kanımızca Kanun ve İçtüzük düzenlemelerinin Anayasa Mahkemesi başvuru süresine en azından bu şekilde uygulanmaması gerekir.
2005 yılından bu yana AİHM ve 2012 yılında bu yana Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruları alanında çalışan bir uygulamacı ve hukukçu olarak kanımızca Anayasa Mahkemesi’nin bu uygulamasının yukarıda açıkladığımız gerekçelerle yasal temeli bulunmamaktadır.
Bir an için bu uygulamanın yasal temelinin olduğu varsayılsa bile, yine yukarıda yer verilen AİHM içtihatları bağlamında uygulama meşru amaç gütmemektedir (3. test: Müdahalenin meşru bir amacı var mıdır?) ve orantılı değildir (4. test: Müdahale orantılı mıdır? Müdahale ile ulaşılmak istenen amaç (kamu yararı) ile bireyin kişisel yararı arasında gözetilmesi gereken denge korunmuş mudur? Müdahale hakkın özüne dokunmakta mıdır?).
AİHM kararlarına göre mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlama hukuk güvenliği ilkesine uyum ve adaletin en iyi şekilde gerçekleştirilmesi amaçlarına hizmet etmelidir. Kanımızca Anayasa Mahkemesinin bu uygulamasının bu amaçlara hizmet ettiği söylenemez. Ancak, yasal temel ile ilgili tespitte de olduğu gibi, bir an için uygulamanın meşru amacının olduğu düşünülse bile, ulaşılmak istenen amaç ile kullanılan araç arasında bir orantı olmadığı ve uygulamanın hakkın özüne dokunduğu ortadadır.
AİHM içtihatlarına göre usul kuralları “aşırı şekilcilikten” uzak olarak yorumlanmalı ve uygulanmalıdır. Bir başka ifadeyle, eğer usul kuralları somut olayın özelliklerine göre belli bir esneklik çerçevesinde uygulanmaz ve Anayasa Mahkemesinin yaptığı gibi otomatik ve katı şekilde uygulanırsa mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olur.
Yukarıda yer verilen UYAP evrak işlem kütüğü verilerinden yola çıkıldığında, kütükte yer alan “Doküman Okuma” ibaresi kesinlikle o dokümanın (somut olayda Yargıtay kararının) içeriğine ve gerekçesine fiili ve somut olarak vakıf olunduğu anlamına gelmemektedir. Bir başka ifadeyle, bu “okuma” işlemi Anayasa Mahkemesi kararlarında ve içtihadında yer verilen “öğrenme” değildir. Bu “okuma” belli başlı bazı olaylar veya UYAP’a erişim bakımından doğru olabilirse de (ki yine de bir delil değildir, zira yasal temeli yoktur), yeknesak olarak bütün “okuma” işlemlerine uygulanamaz. Zira UYAP evrak işlem kütüğüne göre bir mahkeme yargıcının (ki buna Anayasa Mahkemesi raportörü de dahildir) 2 (iki) saniye içinde o belgeyi defalarca okuması, imzalaması vb. işlemler yapması hayatın olağan akışına aykırıdır. Nasıl ki Yargıtay üyesi ile ilgili UYAP işlem kaydında yer alan “Doküman Okuma” ibaresi o belgenin fiili olarak 2 saniye içinde birkaç defa okunduğu anlamında gelmiyorsa, uygulamada başvurucular bakımından ve özellikle avukatlar bakımından da okunduğu ve Anayasa Mahkemesi içtihatları bağlamında içeriğinin “fiilen” ve “etkin” olarak “öğrenildiği” anlamına gelemez. Bu veri basit teknik bir veridir ve bu veriden yola çıkılarak Anayasa Mahkemesi’nin kararlarında belirttiği “öğrenme” fiilinin gerçekleştiği söylenemez. En azından bu her durumda böyle değildir. Her durumda böyle olmaması uygulamanın öngörülemezliği anlamında gelir ki bu da açık bir ihlal sebebidir.
Kaldı ki, aynen UYAP evrak işlem kütüğünde görüleceği üzere, aynı evrak hakkında onlarca kişinin erişim kaydı bulunmaktadır. Bunlar arasında yargıçlar olduğu kadar, başka mahkeme yargıçları, mahkeme kalemlerinde çalışan memurlar ve hatta tebligat memuru da bulunmaktadır. Bir tebligat memurunun kararın içeriğine defalarca erişmesi, o karar üzerinde çok farklı işlemler yapması söz konusudur. Acaba memur kararı fiilen okumakta ve içeriğine Anayasa Mahkemesi içtihadı anlamında vakıf olmakta mıdır ve kararı “öğrenmiştir” tespitine muhatap olmakta mıdır?
Özellikle Türkiye uygulamasında belli büyüklükteki bürolarda UYAP erişiminin genellikle büro personeli tarafında yapıldığı, hatta bir dosyada birden fazla avukatın olduğu durumlarda birisinin erişiminden diğerinin haberdar olmadığı bilinmektedir. Nitekim bu gayet olağan bir durumdur ve bir hukuk bürosunun, bir mahkemenin (ki buna Anayasa Mahkemesi de dahildir) işleyişi için zorunlu bir uygulamadır. Nitekim, AİHM başvurusuna konu dosyalarda da görüldüğü gibi, Anayasa Mahkemesi Raportörünün erişimi Aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin erişimi anlamına gelmektedir. UYAP’a büro personelinin eriştiği durumlarda her avukat bilmekte ve “öngörmektedir” ki, o karar tebliğ edilecektir ve süreler tebligattan itibaren başlayacaktır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi uygulamasının bu bakımdan da bir öngörülebilirliği yoktur.
Öte yandan, bir başka sorun Anayasa Mahkemesinin bu uygulamayı avukatlar dışında sıradan vatandaş için de yapması durumunda ortaya çıkacaktır. Kimi zaman vatandaşın daha önce eriştiği bir karar daha sonra avukata tebliğ edilmekte, vatandaşın haber vermemesi sebebiyle tebliğ tarihinden itibaren hesaplanan başvuru süresine göre başvuru yapılmaktadır. Kimi zaman ise aksi gerçekleşmekte, Yargıtay kararı ile vekalet ilişkisi kural olarak sona eren vekil tarafından UYAP’a erişildiği müvekkiline bildirilmemekte ve mağduriyetler ortaya çıkmaktadır.
Bir başka sorun da vekalet ilişkisi bakımından ortaya çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesi başvurusu olağan kanun yolu başvurusu olmadığından, avukat-müvekkil vekalet ilişkisi (eğer aksi yönde veya başka türlü bir anlaşma yoksa) nihai karar olan Yargıtay kararı ile sona ermektedir. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi kararı uygulamada çok ciddi sorunlar da ortaya çıkarmaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin, hiçbir yasal temeli olmayan “UYAP’tan karar öğrenildi” uygulamasını katı şekilde, hiçbir somut olay özelliğini dikkate almamadan uygulaması ve özellikle “Doküman Okuma” ibaresinin ne ifade ettiğini açıklamadan başvuruları reddetmesi hakkın özüne dokunmaktadır ve ilgililerin mahkemeye erişim hakkını ihlal etmektedir. Yukarıda yer verilen Rusya kararında olduğu gibi, söz konusu karar ve uygulama Anayasa Mahkemesi başvuru süresini kısaltmaktadır ve tebligata ilişkin iç hukuk mevzuatını boşa çıkarmaktadır.
UYAP evrak işlem kütüğünün avukatların ve vatandaşların erişimine kapalı ve fakat Anayasa Mahkemesine açık olması uygulama bakımından kanımızca silahların eşitliği ilkesinin de ihlali niteliğindedir. Anayasa Mahkemesinin UYAP işlem kütüğünde yer alan “Doküman Okuma” ibaresini aksi ispat edilemeyen bir karine olarak kabul etmesi de bir usul kuralının AİHM içtihatları anlamında katı şekilde ve aşırı şekilcilikle uygulanması anlamına gelmektedir. Anayasa Mahkemesinin UYAP evrak işlem kütüğüne erişiminin yasal temeli olmaması dikkate alındığında, bu durum ayrıca vatandaşın ve avukatın özel hayatı bağlamında da bir sorun oluşturabilir. Bütün bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, kanımızca Anayasa Mahkemesinin bu uygulamaya son vermesi ve bunu da gerekçeli bir karar ile açıklaması gerekmektedir.
Bu başlık altında son olarak şunu ifade etmek gerekir. Yukarıda da yer verildiği gibi, AİHM UYAP erişimi ile ilgili başvuruları şimdilik tek yargıç kararı ile reddetmektedir. AİHM’in tek yargıç uygulaması sıklıkla eleştirilmektedir. Bu tek yargıç kararlarında vurgulanan iç hukuk yollarının usulüne uygun olarak tüketilmediği değerlendirmesinin, bu yazıda da görüldüğü üzere, doğru olmadığı düşüncesindeyiz. AİHM’in bu konuda derin bir analiz yapması ve UYAP evrak işlem kütüğünün niteliği konusunda yasallık, öngörülebilirlik ve orantılılık kavramları üzerinde durması gerekir. Dolayısıyla her iki yüksek mahkemenin uygulamasının aynı zamanda mahkemeye erişim hakkının dayanağı olan “hukukun üstünlüğü” ve “keyfiliğin önlenmesi” ilkelerine de aykırı olduğu kanaatindeyiz.
5. 30 günlük başvuru süresine uyulmadığı gerekçesiyle verilen AİHM Üçdağ kararı hakkında bir değerlendirme ve Hüseyin AŞKAN kararı ile ilgisi
Anayasa Mahkemesinin 30 günlük süre kuralını anlaması ve yorumlaması ve özellikle somut olayın özelliklerini dikkate almadan “otomatik” olarak uygulaması bağlamında yakın zamanda önemli bir AİHM kararı da verilmiştir. Her ne kadar UYAP erişimi ile ilgili olmasa da bu kararın gerekçelerinin Anayasa Mahkemesi’nin Hüseyin AŞKAN kararı sonrası verdiği UYAP evrak işlem kütüğü erişimi sebebiyle başvuruları reddetmesi olaylarına da uygulanabileceği düşüncesindeyiz.
AİHM tarafından verilen Üçdağ kararına konu olayda (başvuru No. 23314/19, 31 Ağustos 2021)[10] bir hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararına başvurucu tarafından yapılan itiraz ve bu itiraza ilişkin Ağır Ceza Mahkemesi kararının başvurucuya tebliğ edilmemesi söz konusudur. HAGB itirazın reddi kararı 7 Nisan 2016 tarihli olup, bu karar başvurucu tarafından 14 Şubat 2018 tarihinde (10 aydan daha fazla bir süre sonra) başvurucu vekili tarafından kalemde tebliğ alınmıştır. Bu karara karşı başvurucu vekilinin yaptığı bireysel başvuru Anayasa Mahkemesi tarafından 30 günlük başvuru süresine uyulmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
AİHM bu başvuruya ilişkin yaptığı değerlendirmede özellikle Anayasa Mahkemesi kararı üzerinde durmuş ve sonuç olarak başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM kararındaki en önemli vurgu usul kurallarının “aşırı şekilcilikle” ve “katı şekilde” yorumlanmasıdır (karar, § 48). AİHM’e göre Anayasa Mahkemesi’nin yorumu başvurucuyu olağanüstü ağır bir özen yükümlülüğü altına sokmaktadır.
AİHM bu sonuca ulaşmak için Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru tarihinin başlangıcının belirlenebilmesi için başvurucu veya avukatının nihai kararın içeriğinden fiili (ve bize göre somut ve ispatlanabilir) şekilde haberdar olması gerektiğine karar vermiştir (§ 44). AİHM iç hukukta ceza yargılamasında verilen kararların tebliğ edilmediğini, Anayasa Mahkemesinin bu konuda belli bir uygulaması olduğunu ve fakat somut başvuruda tebliğ edilmesi gereken bir kararın olduğunu ifade etmektedir (§ 45).
Dolayısıyla AİHM, somut olayda tebliğ edilmesi gerekli bir karar söz konusu olduğundan ve karar da tebliğ edilmediğinden, Anayasa Mahkemesinin başvuruyu süreden reddetmesinin “aşırı şekilci” bir uygulama olduğuna karar vermiştir.
Öte yandan Anayasa Mahkemesinin kararının gerekçesi de AİHM tarafından ciddi şekilde eleştirilmiştir (§ 46). AİHM, Anayasa Mahkemesinin sürenin nereden itibaren başladığını, hangi tarihte sona erdiğini ve hangi sebeple 30 günlük başvuru süresine riayet edilmediğini kararında gerekçelendirmediğini tespit etmektedir. AİHM’e göre ilgili mevzuatın her başvuruya “otomatik” olarak uygulanmasının engellenebilmesi için somut olayın özellikleri dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmelidir (§ 47). AİHM sonuç olarak, Üçdağ kararındaki olay bakımından, 30 günlük başvuru süresinin geçmesinin, başvurucudan bağımsız ve tamamen onun kontrolü dışında gelişen olaylara bağlanmasının hak ihlali oluşturacağına karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesinin UYAP kararlarına bu AİHM kararının da uygulanması gerektiği kanaatindeyiz. Uygulamada, özellikle Hüseyin AŞKAN kararından sonra verilen Anayasa Mahkemesi ret kararlarında hiçbir gerekçe yer almamaktadır. Hatta başvurunun hangi sebeplere dayalı olarak süre koşulunu yerine getirmediği, hangi tarihte ve kimin tarafından UYAP’a erişildiği, bu erişimin içeriğinin ne olduğu (ki bu tespit Hüseyin AŞKAN kararında da yoktur), sürenin hangi tarihten başladığı ve hangi tarihte başvurunun yapılmış olması gerektiği gibi hayati unsurlar yer almamaktadır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin UYAP erişimi hakkında verdiği kısa kararlarının da AİHM’in Üçdağ kararından sonra gerekçesiz kararlar olduğu (buna Hüseyin AŞKAN kararı da dahil) kanaatindeyiz. Anayasa Mahkemesinin yasal temeli olmayan bir işlemi, somut olayın özelliklerini dikkate almadan ve “otomatik” olarak uyguladığı ve bunun da ilgililerin mahkemeye erişim haklarını engellediği (ihlal ettiği) kanaatindeyim.
6. Anayasa Mahkemesi’nin Mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği başka bir uygulama hakkında: başvuru hakkının kötüye kullanılması
Bu yazıda son olarak yine Anayasa Mahkemesi’nin otomatik olarak uyguladığı, mahkemeye erişim hakkı bakımından çok ciddi sorun oluşturan ve avukatları mağdur eden bir başka uygulamadan kısaca bahsedeceğiz. Bu da başvuru hakkının kötüye kullanılması sebebiyle avukatlara verilen para cezaları ve yine bu sebeplerle başvuruların tamamen reddedilmesi uygulamasıdır. Ayrıca bu tür başvurularda karar barolara bildirilmekte ve avukatlara disiplin cezası verilmesi de talep edilmektedir.
Bu konuda AİHM’e yapılan bir başvuru ile ilgili AİHM, başvurunun hükümete mahkemeye erişim hakkı bağlamında savunma alınmak üzere tebliğ edilmesine karar vermiştir. Bu başvuruda kapsamlı bir savunma yapılmıştır. AİHM’in yakın zamanda bu konu hakkında bir ihlal kararı vermesini beklenmektedir.
Son olarak, özellikle UYAP erişimi ile ilgili AİHM başvurusu yapmak isteyen ilgililer AİHM İçtüzüğü 47. maddeye dikkat etmelidirler. Anayasa Mahkemesinin aksine AİHM’in UYAP sistemine erişimi yoktur. Öte yandan AİHM ileri sürülen ihlal iddiaları veya şikâyetler ile ilgili bütün delillerin başvuru formu ile birlikte kendisine gönderilmesini istemektedir. Bu sebeple, nihai kararın UYAP’tan öğrenildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi başvuruları süreden reddedilen ilgililerin ilgili mahkeme kaleminden, Yargıtay kararını kapsayacak şekilde UYAP evrak işlem kütüğü örneğini talep etmeleri, bu kaydı dikkatlice incelemeleri ve AİHM başvuruları ekinde (talep dilekçelerini de eklemek suretiyle) sunmaları menfaatlerinedir.
Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi’nin Hüseyin AŞKAN içtihadının ciddi bir başvuru bağlamında AİHM’den döneceği kanaatindeyiz. Böyle bir ümidimiz var, evet. Ancak AİHM de kendi iş yükünü dikkate alarak Anayasa Mahkemesine hak vermeye devam eder mi bilemiyoruz.
[1] Bu yazı uygulamaya ve uygulamacılara yönelik olarak hazırlandığından bazı konuların bilindiği varsayılmış ve bu sebeple çok detaya girilmemiştir. [2] https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/15649 [3] Anayasa Mahkemesinin eriştiği UYAP işlem kütüğü listesinde ilgili raportörün erişimi de görülmekte ve bu erişim tarih, saat, dakika ve saniye olarak belirmektedir. Erişim ile ilgili ibare benim gördüğüm kadarıyla UYAP işlem kütüğünde “Doküman Okuma” şeklinde yer almaktadır. [4] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tek yargıç uygulamasının sorunlu olduğunu ve eleştiri konusu olduğunu da belirtmek gerekir. [5] Alada/Türkiye, kabul edilemezlik kararı, başvuru No. 67449/12. Kararın Türkçe çevirisine erişim için: https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-162494 [6] Yazının okunabilirliğini sağlamak adına mahkemeye erişim hakkı ile ilgili AİHM içtihatlarının atıf bilgilerine gerekmedikçe değinilmeyecektir. [7] Rusya hakkında verilen bu karar Anayasa Mahkemesi’nin UYAP uygulamasına benzemektedir ve AİHM mahkemeye erişim hakkı ihlali kararı vermiştir. Kararın (Fransızca) metni için bk. https://hudoc.echr.coe.int/fre#{%22itemid%22:[%22001-170882%22]} [8] Ceza yargılamaları ve idari yargı bu yazının konusu dışındadır. Bu yargılamalardan idari yargıya bu yazının konusu kısmen uygulanabilecekse de ceza ve idari yargı bakımından özel hükümlerin olduğu bilinmektedir. Bu konuda hem Anayasa Mahkemesi ve hem de AİHM kararları bulunmaktadır. [9] Bu yazı kapsamında ilgili mevzuat detaylı olarak ele alınmayacaktır. Sadece konu bakımından önemi haiz bazı düzenlemelere kısaca değinilecek ve fakat Anayasa Mahkemesi uygulaması ve sahadaki uygulama üzerinde daha ağırlıklı olarak durulacaktır. [10] Kararın Türkçe çevirisine ulaşmak için bk. https://hudoc.echr.coe.int/fre#{%22fulltext%22:[%2223314/19%22],%22documentcollectionid2%22:[%22GRANDCHAMBER%22,%22CHAMBER%22],%22itemid%22:[%22001-215696%22]}