Kutlama pastası ve iç hukuk yollarının tüketilmesi ilişkisi hakkında...
- Av. Şefik Karakış
- 7 Oca 2022
- 4 dakikada okunur

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi geçtiğimiz yılın son ayında bir başka ilginç karara imza attı. Birleşik Krallık ile ilgili verilen bir kabul edilemezlik kararında başvurucunun iç hukuk yollarını tüketmediğine karar verdi (kararın bağlantısı burada: https://hudoc.echr.coe.int/tur?i=001-214966
Başvurunun konusu eşcinsel bir Kuzey İrlanda vatandaşının sipariş ettiği kutlama pastasının teslim edilmemesi ve bundan sonra yaşanan olaylar ve gelişmeler.
İrlanda’da faal bir aktivist olan başvurucu bir kutlama yapmak amacıyla arkadaşlarını davet ediyor. Daha önce el ilanında reklamını gördüğü bir pastaneye üzerinde yazılar olan bir pasta siparişi veriyor. Pastanın üzerine “Bert ve Ernie” adlı kukla karakterlerinin fotoğraflarının basılmasını ve “eşcinsel evliliği destekliyoruz” sloganının yazılmasını istiyor.
Siparişi itiraz etmeksizin alan pastane belli bir süre sonra başvurucuyu arayıp kendilerinin Hristiyan bir pastane olduklarını ve bu şekilde bir siparişi karşılayamayacaklarını iletiyor ve para iadesi teklif ediyor.
Başvurucu bunun bir ayrımcılık olduğundan hareketle iç hukukta bir hukuki mücadele başlatıyor. İç hukukta bütün yargılama süreçlerini tamamlayan başvurucu sonuç alamayınca 3 Nisan 2019 tarihinde AİHM’e başvuruyor.
Ancak iç hukuk sürecinde başvurucu olayı sadece iç hukuk kuralları bakımından değerlendiriyor ve hiçbir aşamada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve bu Sözleşme ile koruma altına alınan haklarına ne açıkça ne de öz olarak atıfta bulunmuyor.
Başvurucunun AİHM önünde iddiası özel hayat ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği, din ve vicdan özgürlüğünün suiistimal edildiği, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği ve nihayet bütün bu haklar bakımından da ayrımcılığa maruz kaldığı hakkında.
Başvurunun ilginç taraflarından birisi davaya pastane sahiplerinin yanında Polonya’nın müdahil olarak katılması. Ayrıca ve genel anlamda 8 civarında derneğin de müdahil olarak katılması. Karar bu anlamda da ilginç bir karar.
AİHM kararında başvurucunun, iç hukuk mahkemeleri önündeki savunmalarını ve beyanlarını tamamen, somut olayda, iç hukukta uygulanması gereken mevzuat ile sınırlı tuttuğunu, yargılamaların hiçbir aşamasında ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ilgili maddelerine ne de bu Sözleşme ile koruma altına alınan haklara atıf yapmadığını ifade ediyor. Ve dolayısıyla başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddediyor.
İşin haber boyutu böyle.
İlgilenenler için hukuki boyutunu da kısaca ele alayım:
AİHM bakımından iç hukuk yollarının tüketilmesi kavramının birkaç boyutu var.
Bunlardan birincisi iç hukuk yollarının yargılama mercileri açısından tüketilmesi. Birkaç istisna dışında bizim ülkemizde bu bakımdan son karar mercii Anayasa Mahkemesi. Örneğin halen Türkiye Futbol Federasyonunun Anayasanın 59. maddesine göre verdiği bazı kararlar bakımından doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmak mümkün. Bunun dışında yine bazı istisnalar bulunmakta. Ancak kural olarak AYM bireysel başvurusu tüketilmesi gerekli bir iç hukuk yolu.
Burada şunu da ifade etmek gerekir. AİHM önünde ileri sürülecek bütün iddiaların ve şikayetlerin zamanında ve usulüne uygun olarak AYM önünde de dile getirilmesi gerekir. Özellikle AYM bakımından iç hukuk yollarının tüketilmesi bu açıdan çok önemlidir. Bu konuda AİHM başvuru formu ile ilgili yayınladığım yazıya bakılabilir.
İkinci husus başvuru yollarının usulüne uygun olarak tüketilmesi. Bunun da en çarpıcı örneği kamuoyunda Roboski davası olarak bilinen davanın AİHM önüne taşınması. Bu davada nihai kararı veren AYM olmasına rağmen AİHM başvurucu vekillerinin AYM tarafından yazılan bir yazıya süresinde cevap vermemeleri sebebiyle kabul edilemezlik kararı vermiştir. Görüldüğü gibi usul esastan önce geliyor.
Üçüncü boyutu ise işte tam da yukarıda yer alan karara konu olaydaki gibi, ihlal edildiği ileri sürülen hakların en azından öz olarak yerel mahkemeler önünde dile getirilmesi.
Bana göre AİHM başvuru süreci (dolayısıyla AYM başvuru süreci) daha ilk derece mahkemesine verilen dava dilekçesi ile başlıyor. Esasen yakın zamanda verilen bir Hukuk Genel Kurulu kararı ile de bu durum teyit edilmiş durumda. İlk derece mahkemesi önünde dile getirilmeyen iddia ve şikayetleri üst mahkemeler de dinlemiyor artık.
Daha dava açılırken artık Türkçe ara yüzü de bulunan AİHM kararlar veri tabanından yararlanmak gerektiği düşüncesindeyim.
Ayrıca Barolar da düzenli olarak AİHM kararlarını yayınlamaktalar.
2005 yılından bu yana (AİHM süreci dahil; 2005-2009) ağırlıklı olarak AİHM ve AYM başvuruları alanında çalışan bir hukukçu olarak AİHM başvuru ve başvuru usulleri bakımından internette yer alan bazı sitelere ve Youtube videolarına temkinli yaklaşılması gerektiği kanaatindeyim.
Daha geçenlerde izlediğim bir videoda ve okuduğum bir yazıda usul bakımından çok ciddi hak kayıplarına sebep olabilecek tavsiyeler işittim ve okudum. Bunlardan birincisine müdahale şansım olmadı. Video halen Youtube'da. Ancak ikincisinde ilgili arkadaşı uyardım ve arkadaş üzerinden çok zaman geçmeden usul hatasını düzeltti.
Ezcümle, görüldüğü gibi basit bir kutlama pastası kaynaklı bir ihtilaf bile AİHM önüne kadar taşınabiliyor. Meslektaşlarıma tavsiyem mümkün olan her aşamada, her beyanda, her duruşmada hak ihlallerini ileri sürmeleri ve bunları kayıt altına aldırmalarıdır.
Ancak burada bir konuyu özellikle ifade etmek isterim.
Bu ileri sürmeler sadece ilgili hakka atıf şeklinde olmamalı. Örneğin, "adil yargılanmadım" veya "müvekkilim adil yargılanmadı" demek tek başına hiçbir şey ifade etmez. Adil yargılanma hakkındaki Sözleşmenin 6. maddesi en uzun maddedir ve birçok alt başlığı vardır. En azından bir cümle ile de olsa hangi kapsamda adil yargılanma hakkının ihlal edildiği açıklanmalıdır.
Örnek: Adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ilkesine ve çekişmeli yargılama ilkesine aykırı davranılmıştır. Zira dosyaya giren ve davanın sonucunu falanca sebeple doğrudan etkileyen filanca tarihli evrak/yazı/vb. tarafıma tebliğ edilmemiş ve bu konuda diyeceklerimi ve savunmamı sunma imkanı tanınmamıştır. İlgili yazıdan ancak karar ile haberdar olunmuştur... gibi.
Buna benzere bir cümle şikâyeti en azından öz olarak dile getirmek anlamına gelir. Ancak kanaatimce yeterli değildir. AİHM de yeterli saymayabilir. Daha da geliştirilmesi, somut olaya uygulanması ve mümkünse AİHM içtihatları ile desteklenmesi gerekir.
Son olarak şunu ifade edeyim;
Daha önce Linkedin hesabımdan paylaştığım Uçan Spagetti Canavarı Kilisesi kararı ve bu karardan da görüleceği üzere Avrupa’da hak arama kültürü çok başka boyutlarda. Bu kısımdaki yorumu ve tespiti bu şekilde bağlıyor, gerisini sizlerin değerlendirmenize bırakıyorum.
Meslektaşlarıma ve ilgililerine faydalı olması temennisiyle…



Yorumlar